ADLİYE KORDİDORLARINDA GENLER

Cezalar şahsidir. Evet, bunu birçok kez duymuşuzdur. Belki amfi sıralarında, belki gösterişli bir Amerikan filminde, belki de bir Cuma hutbesinde. Peki, düşündüğümüz bu söz aslında o kadar basit değilse. Milyonlarca mahkûm işledikleri suçlardan kendileri değil atalarından miras kalan genlerden dolayı sorumluysa. Ve asıl cezalar genlere verilmek istense, ya da bu genlere sahip insanalar belirlenmiş olup suçlardan önce cezalar verilmiş olsaydı hukuk sistemimizi nasıl yorumlardık, bu soruların temelinde yatan konu ile yazımıza başlayalım.

Genler suçun içinde ne kadar var? Suçlu, kişinin davranışlarının altında yatan genetik bir durum olma olasılığının bazı emsal davalar ile gündeme gelmesiyle birlikte suç işleme ile ilişkili genler araştırılmış ve 2 adet suç ile ilişkilendirilebilecek gen saptanmıştır. Bu genler kişinin tam olarak suça meyilli bir insan olmasında etkili olduğunu söylemese de, kişinin suça yönelim sağlamasında bu genler ciddi önem taşıyor. Bu genlerden bir tanesi X kromozomuna bağlı (MOA-A) geni olup sinir sisteminde aktif rol alan ve sinir sistemi mitokondrisinde görev yapmakta olan bir gen. MOA-A noksanlığına bağlı olarak davranış bozuklukları görülmektedir. Bu genler mutasyon sonucu başka bir gene dönüştüğünde eksiklik ortaya çıkar ve sonrasında genlerde ayırt edilebilir bir davranış bozukluğu ortaya çıkmıştır. Alman bir ailenin beş erkek çocuğunda görülen mutasyon, kardeşlerin ileri yaşlarda suç işleme yüzdelerini bakıldığında genlerin aynı zamanda bir suç mirasçısı olduğunu ortaya çıkarmıştır. MOA-A gen yokluğu nadir görülmekle birlikte noksanlığı sebebiyle kişide anksiyete bozuklukları gibi bir psikopatoloji görülmektedir. Bu gen bir çeşit sakinleştirici olduğu için yokluğu ya da eksikliği tam anlamı ile savaşçı bir geni canlandırmaktadır. O yüzden bu gene savaşçı geni de denmektedir. Suç işleme dürtüsüyle ilişkilendirilen ikinci gen ise Kadherin 13 (CDH13) genidir. Aslında masum bir gen gibi gözüken bu gen yokluğunda hiperaktivite ve dikkat eksikliği gibi durumlar ortaya çıkarıyor. Bu da genin sinaptik hücreleri baskılaması sonucu sinir sistemin bir nevi duraksaması ve kişide normal olmayan davranışlara meylini artırdığını söyleyebiliriz. Merkezi sinir sistemine bağlı olarak düşük IQ, dikkat eksikliği, hiperkativite, davranış bozukluğuna etki ederken, otonom sinir sisteminin bozukluğunda ise daha güçlü uyarılara tepki vermesi kişide öğrenme güçlülüğü ve aşırı öfke durumları ile karşılaşılır.

Diğer hormonal bozukların başında gelen endokrin sistemindeki anormallikler ise cinsel suçlarda rol oynamaktadır. Suçların ve suçluların arasındaki bağ hormonlar ve davranışlar arsındaki bağı bizlere gösteriyor. Genetik bir miras gibi gözüken suçların, yapılan gözlem ve deneyler sonucu birtakım tutarlı yanıtlar verse de şuanda hukuk açısından genlerin cezalar üzerinde etkisini artıracak ya da azaltacak bir düzenleme yapıldığını söylemek doğru değildir. İtalya başta olmak üzere Amerika’daki suç dosyalarında avukatlar müvekkillerini müdafaa aşamasında gen savunması yaparak delilleri bu şekilde güçlendirdiklerini biliyoruz. Fakat bu genler suçun önceden tespit edilmesi noktasında bir etken değil, yani genlere sahip insanların mahkûm edilmesi için bir kanıt niteliği taşımıyor. Biz şimdilik cezaların şahsi olduğuna inanarak hukuk sistemimizi incelemeye devam edelim. Kim bilir? Değişen düzen ve evrimleşen hukuk sistemleri ilerde genlerin suça meyilli olduğunu görür ve amfi sıralarında ceza hukuk maddeleri değil hangi genlerin ne kadar suçlu olduğu tartışırız.




17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör