Ruhu Yaralı Toplum

İnsanoğlu varoluşundan bu yana suçlar ve cezalar hakkında mutlak bir ifade bulamadı. . Bunun ana sebebi insanların bir ideal hukuk düzenini sağlamamasından geçiyor. Peki, kronik hastalık niteliğini kazanmış bu sorunda neden sonuca varılamıyor, ideal olmak ütopik olsa da ideale yaklaşmak niçin bu kadar zor hale geliyor? Bu soruya tam olarak cevap verebilseydim ya da kâinat üzerinde bu sorunun mutlak cevabı olsaydı tüm mutlu romanların yazıldığı bir dünya da yaşayabilirdik. Fakat şu bir gerçek ki yaşamlar fanidir ve bu süre zarfında ömrün en faydalı, en verimli geçmesi için insan elinden geleni yapar. Bilmediği sorulara da cevap aramak insan fıtratının vazgeçilmezi haline gelmiştir. Hukuk kavramı terminolojide incelersek “haklar” demektir. Biraz daha açmak istersek herkese hak ettiğini vermektir. İşte tüm labirentlerin çıkmaza girdiği temel sorun da budur: “hak ettiğini vermek”. Kim ne hak ediyorsa onu verelim.


Peki, kim ne hak ediyor? Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yararına, bireyin zararına bir adaletsizlik oluşmuştur*.Sokrates ilk savunmasını yaptığında tarih mö348 göstermekteydi ve onu idam sehpasına çıkaran bugün savunduğumuz demokrasi kavramıydı. Dün idam sehpasında yargıladıkları konu bugün insanların masasında meze olabiliyor. İnsanoğlu mutlak bir adaletin sağlanması için pek çok uğraş verdi. Sokratesler, Platonlar, İbn-i Haldunlar ve ismini zikredemediğim binlerce düşünce babası çeşitli adalet görüşü sundular. Kimisi en ideali şer-i hükümlerde aradı, kimisi demokraside, kimisi de hükümsüzlükte hüküm aradı. Değişen yalnız dünya oldu dünya değişti, fikirler arttı, fakat sorular cevap bulamayan acizliklerle yetindi. 17. yüzyıldan itibaren Avrupa, modernizeme can verdi. Modern bilim, felsefenin o dönemki kuramcısı olan Descartes ile ileri aşamalarda kendini gösterdi. Bu bahsettiğim modernlik anlayışı kâinat tasvirinin terk edilişi ile oldu. Imanuel Kant ın “Kopernik Devrimi” olarak bahsettiği yıkım gerçekleşti.


Dünyada bulunmak kıymetli olmaktan çıkarıldı. Dünya merkezde değil fikri, insanların akıllarında öyle büyük neticeler oluşturdu ki “dünya önemli bir yer değil insanda önemli bir şey değil İnsanlar bu fikri kabul etse de etmese de insanoğlu, onları doğru saymak için zorlandı ve bu fikir olduğu gibi insanların beynine ilmek ilmek nakşedildi. İnsan olmak kadri kıymetten sakıt oldu. Akabinde propaganda olarak: insan hakları, demokrasi ve özgürlük altında insanlığı kendi maşalarına köz ettiler, yanan insanlık oldu. Her şey bir sisteme dönüştürülmeye çalışıldı sistemin en büyük neticesi insanları sınıflandırması ile oldu. İnsanlar bir süre sonunda inandığı gibi yaşamak yerine yaşadığı gibi inanmaya başladı ve istenilmeyen bir kaosun zahirindeki istenen sonucu doğurdu. Suçlar ve cezalar hakkında ise birçok çözüm önerileri olmasına rağmen idealden uzaklaşıldı. İdeal bir devlet yönetimini benimsemek yerine iradelerle devletler kuruldu. İçtimai hayat insanlar içinbir geçerliliktir. İnsan toplum içinde var olduğu kadar mevcuttur ve insan toplumla vasıf kazanır. Toplumun göz ardı edilmesi insanı asıl amacından saptırdı.



5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör