Yangından Doğan Zararlarda İdarenin Sorumluluğu



Doğanın bizden intikam almaya başlamasıyla birlikte öncesinde alınmayan tüm önlem ve tedbirlerin sorumluluğunun kime ait olduğuna dair tartışmaları daha çok duyar olduk. Bunlardan biri de son zamanlarda çaresizliğin, sessiz çığlığın ne demek olduğunu hatırlatan orman yangınları oldu. Bununla bağlantılı olarak orman yangınlarında idarenin sorumluluğunu, sorumluluğu varsa sınır ve kapsamının ne olduğunu incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Mücbir sebep, hizmet kusurunun yanı sıra idarenin sorumluluğu azaltan veya ortadan kaldıran nedenler arasındadır. Yani ortaya çıkan zarar ile idari davranışın arasındaki illiyet bağı denilen unsur zayıfladığında idarenin sorumluluğu da bu ölçüde azalacak veya ortadan kalkacaktır.

Bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilmesi için ilk şart ortada idareye atfedilecek bir davranışın olmaması gerekir. Diğer bir deyişle zarar idarenin davranış ve eylemleri dışında gerçekleşmelidir.

İkinci şart öngörülemezlik, yani zararın önceden öngörülmesinin imkansız olması gerekir. Fakat öngörülemezlik şartı, deprem hattı üzerinde bulunan yerleşim yerinin şiddetli bir depremle yerle bir olmasından kaynaklanan zararları veya kavurucu sıcaklarda çıkabilecek yangınlardan kaynaklanan zararları kapsamaması gerekir. Bir yerde yaşanmış olan olağandışı bir olayın daha sonra aynı yerde aynı şekilde tekrar yaşanması halinde artık o olayın öngörülemez bir olay olduğu söylenemez.1https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/214039

Bir olayın mücbir sebep olarak değerlendirilmesinde gerekli son şart ise olayın karşı konulamaz, önlenemez nitelikte olması gerekir. Örneğin, selin meydana gelmesinin yüksek ihtimalli olduğu noktalara imar izninin verilmesi, fay hattının bulunduğu yerlere yapılan binaların dayanıksız şekilde yapılması olayın karşı konulamaz olduğunu göstermez.

Danıştayın D.11.D., Karar Tarihi:29.06.2007, E. 2005/1353, K. 2007/6248 numaralı kararında “Bir idari işlem veya bir idari sözleşmenin uygulanması durumunda olmayan, idarenin her türlü faaliyetlerinden veya hareketsiz kalmasından, araçlarının kullanımından, taşınır ve taşınmaz mallarının veya tesislerinin yönetiminden dolayı oluşan zararları idari eylem sonucu oluşan zarar ve buna yol açan eylemi de sonuç olarak idari eylem kavramı içerisinde düşünmek gerekmektedir. Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Olaya bu açıdan bakınca yukarıda yapılan belirleme sonucu olayda idarelerin hareketsizliği söz konusu olmakla öğretide de kabul edildiği gibi idarenin bu hareketsizliğinin ‘olumsuz eylem’ olarak kabulü gerekmektedir. Mücbir sebep, sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olayı ifade eder. Bu sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran ve zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kesen dış bir etken olarak doğal, toplumsal veya hukuki bir olaydan kaynaklanabilir. Sezilemezlik, karşı konulamazlık, kusursuzluk ve gerçeklik halleri mücbir sebebin ayırt edici öğelerini oluşturmaktadır. Deprem kuşağında yer alan bölgede, deprem gerçeğinin bir veri alınması suretiyle yerleşmelerle ilgili alanların belirlenmesi, bu alanlardaki yapılaşmaya ilişkin kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili idari faaliyetlerin bütünündeki olumsuzluklardan oluşan idarenin ‘olumsuz eyleminin’ bulunması durumunda, depremin mücbir sebep olarak değerlendirilerek zararla illiyet bağını kestiğini kabule olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, Mahkemece uğranıldığı ileri sürülen zararın oluşumunda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmesi gerekirken depreminin mücbir sebep kabul edilerek zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir”. Danıştayın bu kararında da gördüğümüz üzere her doğal afeti ‘mücbir sebep’ olarak nitelendiremeyeceğimizi görmüş bulunuyoruz.

Toparlamak gerekirse, halkı etkileyen doğal afetler ilk bakışta önlenemez, olağanüstü olaylar olarak gösterilse de daha sonrasında halkımızın zararlarını örtmeye çalışanların, işten sıyrılmaya çalışmak isteyenlerin sarf ettiği ‘birkaç söz dizisinden’ ibaret olduğunu anlıyoruz. Zararın yerleşik bölgeye geçmiş olması da yaşadığımız olaylarda önem arz etmemektedir. Bu ülkenin her bir noktası hepimizindir ve “ölü” olmasa da “ölen her canlı” hepimizin sorumluluğundadır.

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör